Notos
16/07/2026
Sidem Samsun'dan Kapının Dışı Erdal Öz İlk Öykü Kitabı Ödülü kısa listesinde.
Yazarımızı tebrik ederiz.
Sidem Samsun
11/07/2026
Zihnimizdeki Kelebekleri Yakalamak
Ann Patchett
Yazmayı hiç denememiş biri parlak bir fikir bulmanın zor olduğunu düşünüyor olabilir. Ama aslında, biraz eşelemek gerekse de, iyi fikirler bulunabiliyor. Sadece gözünüzü açıp dünyaya bakmanız yeterli. Anlaşılan, işin sırrı bu fikirleri yazmak; hayatımın sıkıcı öğleden sonralarından birinde çok net şekilde gördüğüm bir gerçek bu. (Şimdi özenle kısaltılmış, sıkıcı bir hikâye geliyor.) Bir defasında Mississippi’de, Shuqualak’tan (tahmin edilebileceği gibi “Sugarlock” diye okunuyor) kırk beş dakika uzaktaki Preston’da yapılan bir VanDevender’ler buluşmasına katılmıştım. Gitme sebebim bir VanDevender’le evli olmamdı. Bu bir aile buluşmasından ziyade pek çoğu daha önce hiç karşılaşmamış, Mississippi’de yaşayan, VanDevender soyadlı insanların bir araya geldiği bir toplantıydı. Etkinlik alçak, düz bir beton zemin üzerine cüruf briketlerle inşa edilmiş alçak, kare bir Mason Locası’nda yapılıyordu. Mekân toprakla tamamen aynı seviyede olduğundan kapıda bir eşik bile yoktu. Tek görebildiğimiz bir çayır ve gerisindeki çam ormanıydı. VanDevender ailesinden uzaktan kuzen olduğumuz arkadaşlarımızla o kadar uzun bir yoldan gelmiştik ki, bir süre kalmayı planlıyorduk. Etkinliğin üçüncü ya da dördüncü saatinde henüz hiç konuşmadığım birkaç VanDevender’den biri gelip kocamın ona bir romancı olduğumdan bahsettiğini söyledi. Maalesef bunun doğru olduğunu kabul ettim. İşte o zaman bana herkesin içinde en az bir büyük roman olduğunu söyledi.
İngilizceden çeviren Betül Kadıoğlu
Notos'un Temmuz-Eylül, 108. sayısında...
10/07/2026
Ruh Akrabaları: Ahmet Cemil, Mümtaz, Selim Işık
Tuğba Doğan
Kültürel gecikmişlik, aradalık ve Doğu-Batı ikiliğinin asla kapatılamadan kalacak karşıtlıklar, çelişkiler olduğunu anlatmak ve bunu yaparken Türk romanının kırılgan ruh halinin portresini çizmek ancak böyle mümkün olabilir; “imkânsız da olsa arzuluyorum” diyen karakterler yaratarak. Hayran olduğu Fransız şairlerine “rağmen” eser vermeye gayret eden bir Ahmet Cemil, mazi ile bugün arasında bir terkibin imkânını araştırırken Debussy ve Dede Efendi arasında kalmış bir Mümtaz ve Gorki, Kafka, Dostoyevski’nin yazılabilecek her şeyi zaten yazıp bitirmiş olduklarını düşünmesine rağmen yazmayı yine de deneyen bir Selim. Kimi zaman sükût suikastına uğramaktan, kimi zaman anlaşılmamaktan kimi zaman da yazmaya devam etse de bunun nihayetinde boşuna olduğundan korkan bu üç yazar, Uşaklıgil, Tanpınar ve Atay kendilerinden esirgedikleri şefkati –mümkün olan en şiddetli anlama çabası olarak şefkat– karakterlerine cömertçe verirler. Ahmet Cemil karanlık bir bilinmeze doğru yolculuğa çıkar, Mümtaz bir tür delilik halinde asılı kalır ve Selim Işık intihar eder ama tam da hayatı yazıya tercüme edemeyerek ya da yazdıklarını hepten olumsuzlayıp kendi hayatlarını da olumsuzladıklarında bireyin sonuç değil trajik bir süreç, bitiş değil kesinti üzerinden var olabileceği böylece anlatılmış olur.
Kolaj Esin Pervane
Notos'un Temmuz-Eylül, 108. sayısında...
08/07/2026
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Tahsin Yücel
Gerçek ile hayalin basit birer örnek olduklarını yukarıda belirtmiştim. Tanpınar’ın romanı da çok güzel gösteriyor basitliklerini. Gerçekten de, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün okuru, bu iki açıdan birini benimsemeye kalktı mı, büyük bir yanlışlığa düşmekle kalmaz, romanı anlama imkânını da yitirir. Çünkü Tanpınar’ın anlattığı ne dar ve geniş anlamlarıyla gerçek, ne de dar ve geniş anlamlarıyla bir hayal dünyadır.
EIbette hayalden, hayal oyunundan çok, bir gerçek söz konusudur, ama bu gerçek Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kişiliğiyle zenginleşmiş, “gerçek” kelimesinin kapsayamayacağı kadar genişleyip yoğunlaşmış bir gerçektir, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın gördüğü, duyduğu, hatırladığı, düşündüğü gerçektir, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi “içli”, son derece bilgili bir sanatçının süzgecinden geçip roman olmuş, çok yönlü bir gerçektir. Böyle yazıyorum ya fazla bir şey anlatamamanın, konunun özüne varamamanın sıkıntısı içindeyim, bütün bunların hemen hemen bütün gerçek sanatçılar için söylenebilecek şeyler olduğunu da iyi biliyorum. Belki de bütün güçlük bu “gerçek” kelimesinden doğuyor. Çünkü Ahmet Hamdi Tanpınar’ın anlattığı, bir gerçekten çok, bir düşüncedir, bir fikirdir. Ne var ki hayatla, hayatımızla ilgili bir fikir ya da fikirler söylenmesi, bu fikirlerin de olaylarla, kişilerle verilmesi, fikri gerçekle iç içe, üst üste getiriyor. Karışıklık da bundan doğuyor
Notos'un Temmuz-Eylül, 108. sayısında...
04/07/2026
"Yaz Gecesi"nin Kurbanı: Bir Cinsel Politika Anlatısı
Erol Köroğlu
Bir kadın var. Genç ve çok güzel, çok çekici bir kadın bu. Güzelliği onun laneti oluyor. Yoksul olduğu için daha varlıklı bir eve evlatlık veriliyor. Bunun köleliğin kaldırıldığı dönemde yürütülen bir sömürü biçimi olduğunu biliyoruz. Daha iyi bir hayata ulaşmak için imkânı olmayan aileler kızlarını daha varlıklı ailelere besleme, ahretlik, evlatlık vb. olarak yolluyorlar. Tabii pek çok durumda bu kızlar taciz ve tecavüze maruz kalıyor. Buradaki evlatlık da aynı durumda. Gencecik bir kadınken, belki istemeden belki isteyerek, evin erkeğiyle birlikte olmuş ve bebeği ya düşürülmüş ya ölü doğmuş. Bu nedenle o evden uzaklaştırılmışken, tecavüzcüsü ya da cinsel istismarcısı hastalanınca yine emeği istismar edilmek üzere aynı eve geri getirilmiştir. Böyle bir durumdayken genç bir erkekle yasak da olsa ona zevk veren bir ilişki yaşamaya başlar ama bir anda sevgilisinin onu bir canavar olarak gördüğünü anlar. Dünyası yıkılacak ve kaçacak. Bu kadının tüm bir toplum tarafından yok edilen ve görmezden gelinen yaşamı erkek kahramanın iktidarsızlaşma travmasından daha mı değersiz görülmeli? “Yaz Gecesi”nin
kuruluşuna bakarsak öyle görünüyor. O alt sınıftan kadının kim
bilir nerelere savrulan yaşamı değersiz. Üreyerek hayatın sürmesini sağlayacak erkeğin oyundışı kalması çok değerli. Bayağı sorunlu bir cinsel politika anlatısıyla karşı karşıyayız.
Şunu da eklemek şart ama: Evet, öykü erkek kahramanın travmasını merkezileştirirken evlatlığın mağduriyetini arka plana itiyor. Fakat her şeye rağmen hayatın ve öykünün dışına savrulan o yarı deli, canavarımsı kadın orada. Onun bir canavar değil, bir kurban olduğunu hatırlayarak onu düşünmeye devam edebiliriz. Onun varlığı bizi boşluğa yuvarlayacak bir tehdit olmayacak. Ataerkil sömürünün varlığını anımsamamıza bir vesile olacak. “Yaz Gecesi”nin gerçek kurbanı evlatlıktır
Notos'un Temmuz-Eylül, 108. sayısında...
Click here to claim your Sponsored Listing.
Category
Contact the business
Website
Address
Ömer Avni Mh. Prof. Drive Tarık Zafer Tunaya Sk. 11/6 Gümüşsuyu Beyoğlu
Istanbul
34427